İlişki komorbid, çok yönlü, karışık bir kavram çoğu zaman.

Bazen görüyoruz ki yaşayan kişileri içine alıp bambaşka bir şekilde yoğurup kusuveriyor. Halbuki işlevi bu değil, biliyoruz.

Bizim besleneceğimiz, insana hizmetkar olan kurduğumuz ilişkiler “bizi ne ara tüketmeye başladı, sanırım bir yerde durması gerekiyor yoksa beni yiyecek!” dedirtiyor bazı kaotik dönüm noktalarında.
Thornton Wilder’in ifadesi ile “yaşamı ikişer ikişer geçirmemiz gerekiyor.” çoğu zaman insan doğası gereği.
Temel ihtiyacımız olan aidiyet duygusu fikri besliyor bizi romantik bir ilişki kurarken, eşleşmek güzel şey, hayat ortağı da.
Peki ya yaka silktiğimiz, başımızdan aşağı kaynar suların döküldüğü, n’aptım ben!? dediğimiz o anlar.
Büyük bir çıkmazın içinde, tam hayatımızın ortasında duran pişmanlık ve suçluluk öbeği yanlış yaşantılanan ilişki yumakları…
Ne diyebilirim ki, daha fazla kendini tutma, geçmiş tarafından bugününün şekillendirilmesine izin de verme, bugünü karşına al, yeniden anlamlandır, kucakla ve yönet. Belli ki buna ihtiyacın var.
İlişkiler doğası gereği durağan değildir, ama su çok dalgalıysa gemiyi yönetmek hayati önem taşır.
Bazen hangi kara parçacığına varacağınız o kadar da önemli değildir, önce hayatta kalmanız gerekir.
Böyle durumlarda psikolojik olarak yaşayabilmek için uzman bir kaptan olan psikolog sizinle yolculuğa eşlik eder ve yeni hava şartları ve diğer dalgalara göre pozisyon alır, gemiyi sakinlik, anlaşılma, karşılıklı iletişim kurabilme ve birbirinin ihtiyaçlarını duyma limanına çıkarır.
Bu küçük liman eminim işinizi çok görecek,
size kendinizi ifade edebildiğiniz nefes alacak bir alan sunacak.
Konu her şey olabilir; İletişim problemleri, aldatma, ilgisizlik, çocukların sorunları, yeni evlenme dönemi, boşanma süreci, çocuk sahibi olma süreci, aile bireylerinden birinin kaybı, süreğen devam eden kavga ve çatışmalar, ev içi siddet, ırklar etnik gruplar inançlar arası ilişkiler, sağlık konuları, ebeveyn bir çift olmak ya da herhangi bir şeyi beceremiyor, yürümüyor olduğunu düşünmek vb.